Palandöken'den Erzurum'u Seyrederken

Sümbül ovasında kavakların minarelerle yarıştığı yerdi. Mahalleleri işaret parmağımızla sayardık birer birer. Sol tarafta üniversitenin fotoğrafı apayrı ve kendi başınaydı. Dağın çıkabildiğimiz en yüksek yerinden avazımız çıktığı kadar bağırırdık. Sesimizi şehre duyuracağız diye. Ve şehir dinliyordu

Uzaktan uzağa celebin çıngırak sesleri şıkır şıkır öterdi. Biraz ilerimizde tamda yamacın eteklerinde bir çoban gözenin başucunu tutmuş, nahırını pür dikkat süzmektedir. Sürünün sahibi edasına bürünmüş beyaz tüylü çomar, kuyruğu ile esen yellerin şarkısına eşlik edercesine keyiflidir. Dağın kayalıkları da bizimle beraber şehri seyre dalmıştır. Şehrin en uzak yerlerinden ev siluetleri masmavi gökyüzünden huzur, Palandöken’den rüzgâr solumaktadır.

Koca şehir sanki hiç insan yaşamıyorcasına durgun. Oysa şehirden Palandöken ne kadar da heybetlidir. Koca dağ sessizliğinde en yüksek bağırtıları bile bastıran azameti ile bizi misafir ediyordu Bu dağlar sıra, sıra her kovuğunda bir tarih yaşatan yerdir. Palandöken bir dürbündü, şehri görmek için. Lakin büyülterek yaklaştıran değil şehrin yakınlığını yaklaştırsın. Palandöken Erzurum’un başıdır. Bu dağlar bar oyunlarının ilhamıdır. Bu dağlar yol verendir. Bu dağlar Erzurum’dan Anadolu’ya gece gündüz Selam verir. Huzur verir. Bu dağlardan seyrediyoruz Anadolu’yu. Palandöken’in kundağında şehir, uyuyan bir nazenin bebektir. Palandöken “ Erzurum’un taşı toprağı tarihtir, “ diye fısıldıyor kulağımıza, Şehir mimarisini Palandökenle eş kurmuş atalar, ikisini dost kılmış atalar. Suyunu, toprağını aziz kılmış atalar.

Palandöken’den Erzurum’u seyrediyoruz bulutlarla beraber. Bulutlar pamuk yumağı gibi şefkatle ve dikkatle titreyerek bakıyor şehre “ Bu şehir mübarektir. Hor bakana dahi hoş bakan şehirdir. Diyorlar sanki.

Palandöken’den Erzurum’u seyrediyoruz; bin bir çiçeğin kokusunda, bin bir böceğin endamında, allı pullu, telli duvaklı elleri kınalı gelinlerin, burma bıyıklı dadaşların, aksakallı bilgeleri seyrediyoruz adeta.

Palandöken bize gücünden veriyor. Öylesine kuvvetli hissediyoruz ki kendimizi sanki Erzurum’u kucaklayacağız gibi geliyor.

Biz çocuktuk. Şehir koskoca bir babaydı, anaydı, ablaydı, ezeydi, bibiydi, dayıydı, emiydi. İyi ki varsın Erzurum diyordu, içimizden bir ses yüreğimize doğru. Sözün bittiği yerde şehir vardı. Ve biz şehir çocuklarıydık.

Palandöken’den Erzurum’u seyrediyorduk. Şehirden bir değil bin bir türkü yükseliyordu Palandöken’e doğru:

Sessiz sessiz çağlıyorken suları, biz derinden derine Erzurum’u dinliyorduk.

Nizamettin KORUCU

03.12.2016 - Erzurum

Paylaş