2013'te Erzurum Ilıca'nın Hali

Erzurum Ilıca'da Durum
04/03/2014
 

Yaklaşık dokuz senedir Ilıca'da oturuyorum. Ilıca’ya yerleşmemin en önemli sebeplerinden biri güzel bir tabiat köşesi idi. Çok değil daha bir kaç yıl önce yemyeşil bahçelerle donanmış, cıvıl cıvıl kuşları, şırıl şırıl deresi, tertemiz havası ile ilimizin İstanbul’a çıkış kapısı olan bu şirin belde de yaşamaktan mutlu olacağımı düşünmüştüm. Bunun için Erzurum gibi bir ilde iş ev arası hayli fazla mesafe sayılabilecek her sabah ve akşam gidiş dönüş otuz kilometre yola dahi katlanmayı göze almıştım.

İlk zamanlar gayet mesuttum. İşe giderken önünden geçtiğim yeşil mahalle bahçesine bakarak yürümekten boynum tutulsa da bu durumdan memnundum. Kuş sesleri, yeşilin her tonunun olduğu yemyeşil bahçeyi seyretmek bana gün boyu enerji depoluyordu. Tam İstanbul yoluna yani ana yola çıkacak yerde Kanada kavaklarıyla dolu ağaçlık alanın yanından otobüs durağına toprak yaya yolundan gitmek de ayrı bir lezzetti Bazen de mahsus itfaiyenin oradaki durağa giderdim. Durağın olduğu yerde iki tane kamelya ve körpe fidanlarla bezeli, yemyeşil tabi çimleri ile minik bir park vardı. Yaz aylarında kamelyadaki banklara oturarak ( vaktini iki üç misli geçiren bir türlü gelmek bilmeyen ) otobüslerin durağa gelmesini beklerdim. Bu sinir bozucu hale kelebeklerin ve envai çeşit kuşların neşeli uçuşlarını seyrederek, yaprakların hışırtılarını dinleyerek katlanmaktan haz alırdım.

Tam itfaiyeye gitmeden derenin ve petrolün ortasında biraz çukurda kalan başka bir ağaçlık alan daha vardı. Kargaların genelde sevilmeyen ötüşleri burada bir düğün bayram havasında idi. Arada bir yol üzerindeki köprüde durup aşağıda kendi halinde akan dereyi seyrederdim. Dereye gelen güvercinleri, beyaz su kuşlarını, leylekleri, minik renkli şarkı ötüşlü kuşları dinlerdim. Dinlenirdim. Ruhum açılır ferahlardım. Derede sürü sürü yüzen balıkların cümbüşü bambaşka bir güzellikti.

Ben şehrin gönüllü " nöbetçi kitapçısı "olduğum için haftanın her günü açıktım. Fakat bu şirin ilçenin şu ana kadar bahsetmediğim çok daha güzel bir bahçesi daha vardı ki; sırf bu bahçenin hatırına çoluk çocuk burada kır yapmak için arada bir Pazar günleri işten kaçamak yapardım. Harika bir tabiat köşesi idi. Çam ağaçları, selviler, akasyalar, kavaklar, söğütler bilmem daha nice ağaç türleri ile dolu enfes bir bahçe idi burası. Sizlere sadece bir kısmını yazdığım bu şirin beldede harika bir yer suyu vardı. Gece gündüz yorulup tükenmeden evlerimizden akardı. İçmeye doyamazdık. 2008 yılında şehirde musluklardan kirli sarı ve koyu kahverengi sular akarken, hiç değilse ilçemizin suları berrak ve su gibi su diye avunurdum.

Pek gidemesem de eski de olsa, sıcacık doğal kaplıca suyu ile şifa dağıtan paha biçilmez bir kaplıcamız vardı. Bu mekânda onlarca yıldır halkın mesire yeri olarak kullandığı tertemiz bakımlı hoş bir bahçe daha vardı. 

Unutmadan söyleyeyim bu ilçenin adı Ilıca idi. Ilıca’da dünyada nadir bulunan hatırı sayılır kuş türleri ile beraber yüzlerce kuş çeşidi vardı. Bataklık alanlarına ilaveten Erzurum yolu boyunca onlarca kuş çeşidi sürülerinin akın akın geldiği, arzı endam ettiği görsel bir ziyafet sunduğu yerleri vardı.

İşte bunların hepsi daha sekiz yıl öncesine kadar fazlası ile vardı.

Gelin görün ki; bu güzel ilçeye nazar değmiş, aksak olan düzen daha da bozulmuştu. Her geçen gün güneş Ilıca’da biraz daha kararmaya başlamıştı.

Gözlerimle şahidim ki; 70 yıllık Kanada kavaklarının kimini hızarlarla kestiler, kimini dozerlerin kepçe darbeleri ile darmadağın ettiler. Halk kesilen ağaçların dallarını bir bayram havasında evlerine kışlık odun olarak taşıdı.

Kesilen kavakların arkasından geriye acıklı bir manzara kaldı. Tezek galakları ve derme çatma gece kondu tipi evler İstanbul yolunda Erzurum manzarası oluvermişti bir anda.

Dereye ( Pulur Çayı ) mayıs dökenler, çöp dökenler, hafriyat dökenler var. Öyle ki bazen kamyonlarla hafriyatlar dere kenarlarında filizlenen taze fidanların üzerine dahi boca ediliyor.

Musluklarımızdan bizim şifa dolu ab-ı hayat misali sularımız varken nereden icap etti ise 44 kilometreyi aşan devasa borularla, yer altını yararak Çat barajından Ilıca’ya su getirdiler.  

Petrolün ve derenin ortasında yer alan ağaçları her yıl bir miktar keserek, kesilenlerin yerine inşaat molozları ve çöpler dökerek doldurdular Nihayetinde burada ağaçlar bitti.

Erzurum yolu boyunca sürekli olarak yıllarca hafriyat, çöp, moloz taşıdı kamyonlar. Çimenlik alanlar, sulu tarlalar dolduruldu. Topraktan çıkan sular drenajla taşındı. Yörede mevsimden mevsime gelen yüzlerce kuş çeşidi gitti. Şu anki vaziyeti manzarayı merak edenler gelip görmek için baksınlar.

Bir karar alındı nereden icap etti, nasıl oldu ise Ilıca’nın adını sildiler Aziziye oldu. Halk hala birbirine sorar dadaşkent mi ılıcaya bağlandı ılıca mı dadaşkent'e diye. Ilıca son düzenleme mahalle yapılarak tarihten silinmekten kurtuldu.

İtfaiyenin karşısındaki, kaymakamlığın yanındaki o muhteşem bahçenin bir bölümüne konutlar dikildi. Bir kısmına spor salonu yapıldı. İlk yıllar sadece bir partinin ilçe kongresi ve belediyenin bir iki aktivitesi dışında aktiflik görmedim. Son zamanlarda yöre insanının spor yapmak için gittiklerini duyuyorum.

Derenin uç noktasına yine konutlar yapıldı. Oysa güvenlik ve tabi afetlere karşı tedbir açısından dereye yakın alanlara konut yapılamazdı diye biliyoruz. Yanlış mı biliyormuşuz acaba?.

İtfaiyenin karşısındaki otobüs durağındaki kamelyalı parkı da yerle bir ettiler. .Şimdi çimlediler. Önce aziziye, sonra Ilıca yazısını kazdılar toprağa. İki de cinsini bilmediğimiz şehrimize garip ağaççık diktiler. Ne açar, ne yeşerir.

İlçe merkezindeki İtfaiye artık yok.

Kaplıca’nın şimdiki suyunu ve genel gidişatını vatandaşlara sorduğumuzda sıkıntılar duymaktayız.

Ilıca artık Erzurum'un İstanbul'a açılan kapısı da değil. İstanbul’dan gelen yolcu otobüslerine ilçenin yanı başındaki ipek yolundan geçişlerine izin verilmiyor. Çevre yolundan gitmek mecburiyetindeler. Acaba yol boyunca kötü manzaranın görünmemesi için mi bu diye düşünmeden edemiyor insan.

Yeşil mahalle fidanlığı kese kese bitiremediler çok şükür. Sonbaharda ve ilk baharda temizliği ya hiç yapılmayan yada çok az yapılan yıllar içinde görünen o ki bu bahçede sona yaklaşılıyor. Ulusal medyaya dahi yer alan bahçeye kar ve yağmur sularının bağlanma olayı ile ağaçların bir kısmı çürümeye bırakılmaktadır

Velhasıl yolundan geçmek için sabahı ve akşamı zor ettiğim bu bahçe, yollarında şiirler yazdığım bu bahçe, kuşlara mekân tabiatın sağlığın huzurun kaynağı bu bahçe akıbeti ne olacak?  

Kentsel dönüşüm çerçevesinde yıkılan evler harabe olarak bekliyor. İlçenin her tarafı savaştan çıkmış gibi. 

Adı ile tabiatıyla suyu ile bahçeleri, kuşları ağaçları ile Ilıca tarihe karışıyor. 

Kısaca bir zamanlar şehrin en güzel mesire yerlerinden biri olan ve zengin insanlarının yaşadığı bu şirin ilçemiz perişan bir durumdadır.

04.03.2014

Paylaş