Blog
Sahaf Günlükleri24 Mayıs 2016·4 dk okuma

ÇOCUKLUK OYUNLARIMIZDAN KALANLAR ve EVDEN KAÇMA HİKAYESİ

Blog kapak görseli yüklenemedi.

ÇOCUKLUK OYUNLARIMIZDAN KALANLAR ve EVDEN KAÇMA HİKAYESİ

ÇOCUKLUK OYUNLARIMIZDAN KALANLAR ve EVDEN KAÇMA HİKAYESİ

Koza lebbik: İnek veya koyun tırnağı kozaydı, yassı el kadar taşta lebbik. Taşları üst üste koyup üstüne kozayı koyardık, elimizdeki yassı taşla bu taşları devirmeden kozayı indirmeye çalışırdık.

Gazoz Oynamak: Gazoz ve meyve ve maden suları cam şişelerde satılırdı ve biz bunların madeni kapaklarını biriktirir oyun oynardık. Madeni kapakların içinde ince bir mantar vardı, mantarın altında bazen çeşitli hediyelerin yazısı çıkardı, bazılarında çizim şekiller ve resimler olurdu. Elimizdeki kapakla yerdeki kapakların kenarına vurarak ters çevirmeye çalışırdık. Kapağı içi görünecek şekilde döndürdüğümüzde kazanırdık.

Kıstik ( İzmarit ) Toplamak: Çocukluğumuzun bir gerçeği olan kıstik ( sigara izmariti ) toplamaktan da bahsedeceğim. Büyüklerden bir özenti olarak bulaşan, yada büyüdüğümüzün bir ispatı olarak gördüğümüz sigara içme böyle başlardı. Bazı çocuklar caddeye çıkar kıstik toplardı. Elinde sigara ile giden insanları gözler. yarım yada daha fazlası kalan yanan sigaralar, içenler tarafından ezilmeden atıldı mı sevinçle yerden hemen alınır, tenha bir köşede içilirdi. Kıstik toplamak için en uygun mekânlar otobüs duraklarıydı. Otobüsü gelen yolcu sigarasını bitiremeden atardı çünkü. Kıstikler filtreli sigaralardan seçilirdi ve en az içilmişi, en uzun olanı makbuldü Sigara içen çocukları gören büyükler sert tepki gösterirlerdi. Onlardan korkulur ve bu durumlarda tabanlar yağlanırdı. Bu kötü davranış, çocuklar için ne yazık ki bir tür oyundu.

Şehirden ve evden kaçmak: Buluğ çağına yani 14 - 15 yaşına ermiş erkek çocuklarda çok yaygın olmasa da görülen bir durumdu. İstanbul'u görmek delikanlılığa adım atan her gencin hülyasıydı. İstanbul' a gidip de dönen gençlerin anlattıkları hepimizin ilgisini çeker, can kulağı ile gıpta ile dinlerdik. Hele İstanbul'da Malkoçoğlu Cüneyt Arkın'ı, Kadir İnanır'ı, Türkan Şoray'ı, Ayhan Işık'ı, İrfan Atasoy'u ve Erol Taş'ı gördüğünü söyleyenlerin anlattıklarını coşku verici duygularla dinlerdik.

Bu konuda bir hatıramı sizlerle paylaşmak istiyorum. 1976 yılının kışıydı. Dört arkadaş kafa kafaya vermiş İstanbul'a kaçmaya karar vermiştik. Eski Erzurum otobüs terminaline gittik. O zamanlar terminalin altını ahşap döşeme olarak hatırlıyorum. Otobüs olarak ta sadece 302 Mersedesler aklımda kalmış. Paralarımızı bir araya topladık ve bilet almak için Dadaş'ın yazıhanesinin önüne vardık. Bilet fiyatlarını sorduğumuzda paramızın bilete dahi yetmediğini hayal kırıklığı içinde gördük. Düşündük paramız hangi büyük şehre yeter diye. Sorduk soruşturduk cebimizdeki parayla ancak Diyarbakır'a gidebiliyorduk. Dışarıda müthiş bir kar vardı ve kar hala yağıyordu. Vakit akşamın biraz ilerisinde idi. Otobüs 21.oo'da kalkacaktı. Hareket saatine daha saatler vardı. O güne kadar Hasankale'den öteye gitmemiş biri olarak (ancak ailemle birlikte ) benim içimi acayip bir kasvet ve korku kaplamıştı. Kararımı vermiştim, gitmekten vazgeçecektim. Lakin bunu arkadaşlarıma nasıl söyleyecektim. Düşündüm ve bir yol buldum, dedim ki : " Arkadaşlar paramız az, yolda sıkıntı çekeriz. Gelin ben şimdilik vazgeçeyim. Benim bilet paramda size yol harçlığı olur, azcık rahat edersiniz. " Bu teklifim arkadaşlarda makul bulundu, mantıklı görüldü. Helalleştik. Onları da kırmadan huzur dolu bir yürekle evimin tuttum.

Hava yağan karla yumuşaktı. Diz boyu karlara gömüle, gömüle güçlükle yürüyordum. Ferahlamıştım. Zira onlara söylemediğim bir husus daha vardı; Annem hasta idi. Onu hasta halinde bırakıp gidemezdim, onu üzemezdim. Eve vardığımda vakit bir hayli ilerlemişti. Kok kömürü yanan Kuzineli soba ile ısınan evime kavuşmuştum. Babamdan biraz azar işitsem de içimdeki huzur bana yetmişti. Anamın elini öpüp başıma koydum, hatırını sordum ve duasını aldım. Hayatım boyunca evimden izinsiz gurbetim ancak terminale kadar sürmüştü. Ve ben bundan şikâyet etmek yerine mutluydum.

Arkadaşlarımın yolculuğuna gelince; önce Diyarbakır'a, oradan yük vagonuyla Ankara'ya, Ankara'dan da İstanbul'a süren bir serüven yaşamışlardı. Epey meşakkat çektiklerini anlattılar. İçlerinden birisi dönmemiş, İstanbul'da Elektrikçi kalfası olarak iş bulmuş ve uzun bir süre orada kalmıştı.

Nizamettin KORUCU

24 Mayıs 2016 - Erzurum

N

Nizamettin Korucu

İnşirah Sahaf Kurucusu, Erzurum

Benzer Blog Yazıları

10 Ağustos 2023·3 dk

Erzurum'un Köyleri

Geçtiğimiz yıl Çeşme 'ye ve Alaçatı köyüne gittik,i gezdik. 1989 senesinde Erzurum merkez ve ilçelerindeki birçok köye gittik. Bu sene yine Erzurum' un bir zamanlar mesire yeri olan Tuzcu köyüne, Poççik, Kavurma Çukuru, Söğütlü, Erinkar köylerini dolaştık. Dünya'nın birçok ülk...

Devamını Oku
3 Mayıs 2022·3 dk

ESKİ TÜRK FİLMLERİ

Eski Türk filmlerini seyreder misiniz? Mesela; Ediz Hun, Cüneyt Arkın, Kartal Tibet, İzzet Günay, Tarık Akan, Şener Şen, Kemal Sunal, Filiz Akın, Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Fatma Girik, Belgin Doruk filmlerini seyrettiniz mi? Çocukluğumun hastalığı bu filmleri bu günlerde y...

Devamını Oku
Sahaf Olmak Nasıl Bir Şey
21 Eylül 2021·5 dk

Sahaf Olmak Nasıl Bir Şey

Sahaf Olmak Nasıl Bir Şey

Devamını Oku

Blog

Nizamettin Korucu

İnşirah Sahaf ve Kitabevi sahibi. 1995'ten bu yana sahaf, aynı zamanda şair ve yazar.