Blog
Sahaf Günlükleri28 Mayıs 2016·4 dk okuma

Cumhuriyet caddesi 1-

Blog kapak görseli yüklenemedi.

CUMHURİYET CADDESİ - 1

CUMHURİYET CADDESİ - 1

Lalapaşa Cami, Boyacılar, Mis Kokulu Salata

1985 yılının yaz ayları. Hava oldukça sıcak, Cumhuriyet caddesi, iki taraflı yemyeşil ağaçları ile kaldırımında yürüyenlere şemsiye olmaya devam ediyor. Caddenin bir tarafında önünden geçenlere " Gör beni " dercesine alımlı vitriniyle Ülke Kitabevi var. O günlerde çalıştığım Noter işinden ayrılmış, kendime yeni bir iş bakıyorum. Annemin " Boş gezmektense boş çalışmak iyidir " sözü kulaklarımda.

İş arama aralarında gündüz vaktimin bir bölümünü Lalapaşa camiinin tarihi şadırvanında suyun huzur verici sesini dinleyerek geçiriyorum. Şadırvanın etrafındaki vişne ağaçları kırmızı pullu ev olmuş kuşlara sahiplik yapıyor. Bahçe alabildiğine yeşil, yeşilin bin bir tonu en kasvetli ruhlara bile ferahlık sunuyor. Banklarda ikişerli, üçerli öbeklenen insanlar besbelli ki manzaranın tadını çıkarıyorlar. Bir iki bankta tek başına oturanlar, kendi dünyalarına dalmış, sükûtun derinliğindeler. Elinde tepsisi, tepsinin üstünde helli ( altın sarısı çizgi desenli ) bardakları ışıl, ışıl, biri büyük diğeri küçük iki çinko demliğiyle çay satan çaycı dolaşıyor. Minik mis şekerliklerde kırılmış kıtlama Erzurum şekerleri. Arada bir orta ses düzeyiyle " Çay ! " diye bağırıyor.

Her şey yerli yerinde, çiçekler, kelebekler ve böcekler dahi nefis bir Erzurum yazının tadını çıkarıyorlar. Elimde bir kitap, ara sıra kapağını açıp birkaç sayfa okuyor, sonra yine çevreyi seyrediyorum. Caminin ön duvarına dizdiği kitapları satan genç, sergisinin önündeki iki kişi ile hararetli bir sohbetin koyu deminde. Seyyar tezgâhında şadırvan ile cami kapsısı arasında tespih, takke, koku satan komşumuz Yusuf abi duruyor. Bir görünmez muhabbet halesi ile beni kendine çekiyor. Yanına yaklaşıyorum. " Gel ezemin oğlu, gel nizoç " diyor. Elindeki iğne şırıngasını bir koku şişesine sokuyor ve çekiyor. O gün nasibime düşen leylak kokusunu üzerime cömertçe püskürtüyor, Hal hatır ve hoş beşten sonra o güzel hikmetli sözleriyle gönlümü açıyor. Benimle konuşurken bir yandan da yanımızdan geçen, selam veren herkese koku ikram etmeyi de ihmal etmiyor. İzin alıp yanından ayrılıyorum.

Caminin Menderes Caddesi tarafına bakan yönüne doğru aheste, aheste yürüyorum. Sıra, sıra dizili bir düzine atkestanesi ağacının önünde duruyorum. Bütün ihtişamı ile mutluluğun saltanatını sunan ağaçlarda kesif bir yeşillik arasında kuş yuvaları dikkatimi çekiyor. Büyük Sanatkâr müthiş bir sanatı, doyumsuz bir ziyafeti gözler önüne seriyor. Ayaklarım yolu sürüyor, rüzgâr yönümü.

Caminin caddeye bakan tarafındayım. Osmanlı'nın muhteşem eseri, mübarek mabet, Yemyeşil zengin yapraklı ağaçların arasından pencerelerindeki renkli kristal camlarıyla ışıldayarak göz kırpıyor. Cumhuriyet döneminin adıyla süslediği bu güzel caddenin bu hoş bahçesi ve ağaç şöleni her yanı şefkatle kuşatmış. Caminin tam önünde sayıları yedi sekizi bulan boyacılar, sarı madeni kapaklı ve sarı işlemeli sandıklarıyla arz-ı endam ediyorlar. Şehrin ferdi hizmet sektörü iş başında, hiç biri boş değil. Hepsinin yüksek taburelerinde bey efendiler yeni gibi duran kunduralarını boyatıyorlar. Pantolon paçaları sıvanmış, ayakkabı yanlarında boyanın çoraba bulaşmaması için yanlıklar konulmuş. Büyük ağabeyilerine özenmiş küçük yaşta boyacılar sıranın en sonunda ve biraz uzağında mütevazı sandıkları ile müşteri bekliyorlar. Kendi sandalyeleri tenekeden, lakin müşterilerine tabure koymuşlar.

Biraz ileride Mumcu'ya dönen köşenin hemen yanında tablada salata satılıyor. Salataların kokusu metrelerce uzaktan duyuluyor, " Bizi yiyin " dercesine. O yüzden mi acep satıcının hiç sesi çıkmıyor. Elinde bıçak habire salata soymakla meşgul. İri taneli lezzetli yeşil salata en son uzunlamasına ortadan ikiye bölünüyor, arasına tuzluktan tuz serpiliyor ve müşteriye veriliyor. Tuz mu daha tatlı salata mı? Enfes bir damak tadı olacak ki yiyenin yüzündeki mimikler bir hoş değişiyor.

Mumcu'ya ayrılan yola girmeden karşıya geçiyorum. Cadde yolculuğum devam ediyor. Biraz ileride İyigören Ticaret var. Erzurum'un güzide ve gözde kitapevini, İbrahim İyigören ve oğulları işletiyor. Büyükçe bir mekânda kitapseverlerin bayramı her günkü gibi o günde sürüyor. Adımlarım içeri süzülüyor. Kitapları ziyaret etmeden, İbrahim amcanın kitap dostlarıyla sohbetini dinlemeden geçmek olur mu? ../..

Nizamettin KORUCU

28 Mayıs 2016 - Erzurum

N

Nizamettin Korucu

İnşirah Sahaf Kurucusu, Erzurum

Benzer Blog Yazıları

10 Ağustos 2023·3 dk

Erzurum'un Köyleri

Geçtiğimiz yıl Çeşme 'ye ve Alaçatı köyüne gittik,i gezdik. 1989 senesinde Erzurum merkez ve ilçelerindeki birçok köye gittik. Bu sene yine Erzurum' un bir zamanlar mesire yeri olan Tuzcu köyüne, Poççik, Kavurma Çukuru, Söğütlü, Erinkar köylerini dolaştık. Dünya'nın birçok ülk...

Devamını Oku
3 Mayıs 2022·3 dk

ESKİ TÜRK FİLMLERİ

Eski Türk filmlerini seyreder misiniz? Mesela; Ediz Hun, Cüneyt Arkın, Kartal Tibet, İzzet Günay, Tarık Akan, Şener Şen, Kemal Sunal, Filiz Akın, Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Fatma Girik, Belgin Doruk filmlerini seyrettiniz mi? Çocukluğumun hastalığı bu filmleri bu günlerde y...

Devamını Oku
Sahaf Olmak Nasıl Bir Şey
21 Eylül 2021·5 dk

Sahaf Olmak Nasıl Bir Şey

Sahaf Olmak Nasıl Bir Şey

Devamını Oku

Blog

Nizamettin Korucu

İnşirah Sahaf ve Kitabevi sahibi. 1995'ten bu yana sahaf, aynı zamanda şair ve yazar.