Kahvehaneler ve Şehrin Sakinleri - 1 -
Kahvehaneler ve Şehrin Sakinleri - 1 -
Erzurum soğuk bir şehir malumunuz. Şehirde uzun bir kış yaşanır. Bu mevsim boyunca insanların gidebileceği tek mekân kahvehaneler ve kıraathanelerdir. Yine 1970'li ve 80 li senelerden bahsedeceğiz. Belki anlatacaklarımızın bir bölümü hala bugün içinde geçerlidir. Şehrin her noktasında, en işlek caddesinden en ücra mahallesinin dar bir sokağına kadar her yerde mutlaka bir kahvehane bulabilirdiniz. Bunların da müdavimlerine göre çeşitleri olurdu.
Askere Serbest Kahvehaneler
Buralar cumartesi Pazar tıklım tıklım asker dolardı. Bu kahvehanelerin camına " Er ve erbaşlara serbesttir " levhası asılı olurdu. O zaman askerler tektip diye tabir edilen resmi çarşı kıyafetleri ile izne çıkarlardı. Normal er erbaş kıyafetine göre biraz daha koyu renkli üstü ve pantolon kısmı ütülü bu elbiselerin altında botlar da mutlaka boyalı olurdu.
Aşık Kahveleri:
En meşhur ve bilinenleri Kongre caddesinin arkasındaki kahvehanelerdi. Aşık Nuri Çırağı'nn kahvesi, Kıbrıs Kahvesi ve diğerleri. Şehrin ilçelerinden, komşu vilayetlerden gelen aşıklar akşamları buralarda toplanan halka saz ve söz ziyafeti sunardılar. 1984 senesi olarak hatırlıyorum. Nazir Akalın, Metin Kuzidadaş ve ben bu kahvehanelerden birine akşam vakti gittik. Neredeyse iki elin parmakları kadar aşık oradaydı. Fakat içlerinden Rahmani ve Reyhaniyi çok iyi hatırlıyorum. Aşıklar hem çalıyor hem söylüyorlardı. Kahvehanenin orta kısmının en kenarına kurulan yüksek bir yerde tek, tek sırayla yada ikişer üçer karşılıklı atışarak aşık sanatlarını muhteşem bir ustalıkla icra ediyorlardı. Kahvehanede elektrik olmasına rağmen ışık yetersiz loştu. Çaylar ardı ardına geliyordu. Dışarda yağmur yağıyordu ve içerisi tıka basa doluydu. Biz üçümüz ve içerideki herkes aşık tarzı deyişleriyle usta aşıkları zevkle hazla, coşkuyla dinliyorduk.
Yatsı namazından sonra başlayan saz, söz sohbeti gecenin yarısına doğru olmasına rağmen devam ediyordu. Sırasını savan aşıkların sazlarının ucundaki tellere dinleyiciler kağıt paralar bağlıyorlardı. En çok para bağlanan aşkların hal ve hareketlerinden, yüzlerindeki tebessümlerden anlaşılıyordu ki yada ben öyle anlıyordum ki bunu aynı zamanda kendilerine bir gurur, takdir, iltifat sayıyorlardı.
Saz ve söz sırası yine üstat Yaşar Reyhani'ye gelmişti. Elinde sazı mikrofon yoktu. Öyle bir gürlemişti ki; perde, perde yankılanan sesi manalı sözleri ve sazın ahengi ile adeta kahvehanede herkesi dondurmuş, bir heykele dönüştürmüştü. Nefes alınmıyor, sigaralar çekilmiyordu. Serseri dumanlar sarhoş misali kıvrım kıvrım loş kahvehanenin tavanına doğru sessiz, sessiz süzülüyordu. Hayatımda böyle tok, böyle gür, böyle heyecan dolu, böyle düzgün, böyle insanın yüreğinin damarlarına kor bir ateş gibi akan başka bir ses duymadım. İşte Aşık Yaşar Reyhani buydu. Canlı canlı iki metre yakınında onu dinlemek başka bir şeydi.
Deyişleri bitirmiş sonra hoş, kısa bir sohbet sunmuştu. Lakin salondan onun sazına bir iki kişinin dışında para takan çıkmamıştı. Mendili ile terini silmiş, yüzündeki güzel sıcak gülümsemesi ile gözlerini bize dikmişti. Yada o an bana öyle gelmişti. Biraz buruk sesle " Dadaşlarım benim sazımı böyle bırakmasaydız keşke. Parayı saza taksaydız da, ben dışarıda parazı size geri verseydim. " Bu sözler üzerine o kadar mahcup olmuştum ki; Kıyafetim beyefendi, kendim 22 yaşında bir delikanlı idim lakin askerden yeni gelmiş işsiz biri idim. Nazir zaten bir üniversite talebesi idi. Onda akşam para olmazdı. Gündüzden parasını çoktan kitaba dergiye gazeteye vermişti bile. E Metine gelince onu da inanın bilmiyorum. Yalnız orada anladım ki diğer aşkların kendi ilçelerinden gelen hemşerileri ağırlıkta idi ve paraları bol olan adamlardı.
Nizamettin KORUCU - Erzurum - 01.03.2016
Nizamettin Korucu
İnşirah Sahaf Kurucusu, Erzurum
