ERZURUM DELİKANLILARI, ERZURUM'DA DELİKANLILIK - 1
ERZURUM DELİKANLILARI, ERZURUM'DA DELİKANLILIK - 1
Şimdi bu yazının başlığını görürken eminim hepinizin aklından nice delikanlılar gelip geçmiştir. Kendi delikanlılığınızı düşünmüşsünüzdür. Babanızın, dedenizin delikanlılıklarını hatırlamışsınızdır. Mahallenizin, köyünüzün delikanlıları gözünüzün önünden şöyle bir geçmiştir. Bu konuda çok hikayeler dinlemişsinizdir. Belki kendi yaşadıklarınız yahut şahit olduğunuz hatırlanmaya değer nice hoş yada nahoş hadiseler vardır. Gelin bu delikanlılık mevzusuna beraberce kısa bir yolculuk yapalım. Delikanlılığın tarifini bu işin uzmanlarına, sosyologlarına bırakalım. Bu tanımları bırakalım ansiklopedilerde kalsın. Biz yaşadıklarımızı, gördüklerimizi, duyduklarımızı anlatalım, analım. Buyurun:
1970 yıllar, Ticaret lisesi yıllarında kendisiyle tanıştığım, Erzurum'da dayılık geleneğini yaşatmak isteyen, aslında delikanlılığı yaşayan, benden sadece bir iki yaş büyük dayı ile samimi bir arkadaşlığımız oluyor. Esmer, karayağız, orta boylu, siyah saçlı, buğday tenli, takım elbiseli, yelekli, kordonlu cep saatli, iki düğme yakası açık beyaz gömlekli, elinde orta taneli Oltu taşından püsküllü tespihli 18 - 19 yaşlarında bir Erzurum delikanlısı. Sigara içmiyor, içki ile de alakası yok.
Bir gün okul çıkışı beraberce şehir kulübüne gidiyoruz. O zamanlar şehir kulübü şimdiki SGK binasının yerinde yada yanında olan taştan bir bina da idi. İçeri girdiğimizde " Dayı " ve ben genç olmamıza rağmen yaşları bizden epeyce büyük kulüpte oturanlardan saygı ve sevgi ile kaynaşık bir muamele ile karşılaşıyoruz. Bu saygının Dayı'dan mütevellit olduğunu anlıyorum. Çayımızı içip biraz sohbetten sonra oradan ayrılıp Erzurum kalesine doğru yürümeye başlıyoruz. Tarihi sokaklardan, bahçeli evlerin önünden geçerek kaleye varıyoruz. Kale dibinde o zamanlar cepheleri Bat pazarına bakan, yan yana sıralı tek kat dükkânlar var. Bu dükkânlardan biri oldukça büyük oyunlu bir kahvehane idi. Kahvehaneden içeri giriyoruz. İçerisi kesif bir sigara dumanı ile dolu, taş okey ve kâğıt oynayanların çıkardığı büyük bir gürültü, uğultu var. Dayıyı görenler seslerini kesip, toparlanıyor, Dayı'da onlara hafif bir gülümseme ile mukabele ediyor, tek, tek isimleri ile hitap ederek hal ve hatırlarını soruyor. Derken kahveci bizi karşılıyor, çay ocağının hemen karşısındaki boş olan baş masaya bizi buyur ediyor. Masada bir pikap ve içi plak dolu bir iki kutu var. Dayı halen çalmakta olan lambalı radyoyu kapatıyor. Taze çaylarımız hemen geliyor. Dayı plaklardan seçtiklerini birer, birer çalıyor. İçeride gürültü oldukça azalmış, sigara dumanı da açık bırakılan kapıdan çekilmişti. Kimse dayıya çaldığı plaklardan dolayı itiraz etmiyor, ya da bir istekte bulunmuyordu. Dayının kimseye kızdığını görmedim, kimseye hava attığını da. Oldukça mütevazı idi, lakin çevresindekilere gözle görülen bir vakarla davranıyordu. Hareketleri ağır, fakat kibirden uzaktı. Bir iki saat oturduktan sonra oradan da ayrıldık.
Güneş iyice kendini göstermiş, hava ısınmaya başlamıştı. Mevsim bahardı. Aheste aheste Tebrizkapı'dan Gavurboğan'a doğru yürüyoruz. Mahallede yüksek bir sokağın yamacında halı çırpan kadınları görüyoruz. Burası Dayının Mahallesi ve herkes onu tanıyor. Bana; " Cigerim sen hele bir bekle " der demez soluğu bir çırpıda halı çırpan kadınların yanında alıyor. En başa geçiyor ve kadınlarla beraber halı çırpıyor. Erkek kuvvetini alan halı daha bir canlı havalanıp iniyor, Palandöken dağı dumanını halı tozlarını savuruyor. Çırpma işi bittikten sonra bırakıyor halıyı kendisine teşekkür eden hanımlara bakmadan yanıma geliyor.
Birkaç dakika sonra hava birden bozuyor, Erzurum'un meşhur mayıs şırşırları kendini gösteriyor. Yağmur inceden inceye yağıyor, biz yavaş yavaş yürüyoruz. Islanıyoruz. Dayı: " bana dönerek; " Kendine üşüme hissi verme, üşümezsin " diyor Yağmura aldırmadan yürüyoruz. O bir yandan da anlatmaya başlıyor: " Bak kardaş, dayılık ona buna sataşmakla, ona buna sövmekle olmuyor. Dayılık efendilikle, mazlumların yanında olmakla, muhtaç olana yardım etmekle oluyor. Dayılık evine helal yoldan iki ekmek götürmek, dayılık büyüğünü saymak, küçüğünü sevmekle oluyor, dayılık sevdiğinin sevgisini yüreğine gömmek, sırrını açığa vurmamakla oluyor. Dayılık cesaretle, yerinde kavgadan kaçmamakla oluyor. "
Çifte minarelerin o devirde ağaçlıklı olan önündeyiz.. Ağaçların arasına serpiştirilmiş banklar yağmurdan dolayı bomboş, ağaç dallarında ıslanırken şen şakrak şarkı söyleyen serçelerden başka kimsecikler yok. Yolun karşısına geçiyoruz. Cumhuriyet caddesine doğru yürüyüşümüz devam ediyor. Cadde sakin, olan insanlar da ıslanmamak için telaşlı adımlarla koşuşuyorlar. Koluma giren Dayı: " Bak sana bir hatıramı anlatayım " diyor::
-Bir gün önümü beş altı genç kesti. İçlerinden bir ikisinin yüzü bana aşina idi. Diğerlerini tanımıyordum. Bana bir yandan vuruyorlar, bir yandan söyleniyorlardı. Ben de bir yandan yere düşüyor, bir yandan tekrar ayağa kalkıp bende onlara söyleniyordum. Onlar vurdu, ben direndim. Pes etmek yok. Baktılar olacak gibi değil, beni daha fazla dövmekten vazgeçtiler. Lakin kaçmamıştım, gücüm yettiği kadar bende onlara vurmuştum. Aradan bir zaman geçtikten sonra bana vuran, yüzü tanıdık olan gençlerden birini yakaladım. " Ola dedim, ben size ne yaptım ki beni beş altı kişi çevirip dövdünüz" O da dedi ki; " Dayı ver elini öpeyim. Biz sırf seni rencide etmek için dövdük. Namını duyduk. Çekemedik, kıskandık. Öyle böyle değil sen yaman adammışsın. Sen hakikaten dayı adammışsın. Vallahi korktuğumdan demiyorum. Hakkını helal et."
... / ...
Nizamettin Korucu
5 Nisan 2016 - Erzurum
Nizamettin Korucu
İnşirah Sahaf Kurucusu, Erzurum
