Blog
Sahaf Günlükleri23 Şubat 2016·4 dk okuma

Hafızamız ve Htaıramız

Blog kapak görseli yüklenemedi.

Geçen yazımızda bir başlangıç yapmış kısaca kendimizden ve çocukluktaki yazarlık serüvenimizden bahsetmiştik. Yine geçen yazımızda gazetemizde salı ve cumartesi günleri olmak üzere haftada iki gün yayınlanacak olan köşe yazılarımızın muhteviyatından söz edeceğimizi söylemiştik...

Geçen yazımızda bir başlangıç yapmış kısaca kendimizden ve çocukluktaki yazarlık serüvenimizden bahsetmiştik. Yine geçen yazımızda gazetemizde salı ve cumartesi günleri olmak üzere haftada iki gün yayınlanacak olan köşe yazılarımızın muhteviyatından söz edeceğimizi söylemiştik. Şimdi bu konu ile ilgili açıklamamızı yapalım istiyorum.

1967'den sonraki seneler benim hayal ve hatıra dünyamın başladığı seneler. Beş yaşında başlayan bir şehir arşivi- bu aynı zamanda benim dünyam. Zaman, mekân, dekor üçgeninde kişiler, olaylar, hatıralar yumağı. Bu yazı dizimiz yaklaşık elli yıllık sürüp giden hayatta bir şehir belgeseli sayılabilir. Yazılarda kronolojik bir silsile gözetmem zor görünüyor. O yüzden bazen temelden çatıya, bazen çatıdan temele gidiş dönüşler olacak. İnanıyorum ki; yazdıklarımız on binlerce Erzurumlu hemşerimizin hatıralarını depreştirecektir. Gâh birlikte gözyaşının pınarlarında ıslanacağız, gâh sesli sesli kendi kendimize güleceğiz Bazen yüreğimiz burkulacak, bazen heyecanla coşacağız.

Yazarlık serüvenimizi şehrimizde ofisi bulunan bir iki ulusal gazetede sürdürdük. Bu gazeteler Türkiye ve Tercüman gazeteleri idi. Gemalmaz çarşısındaki Türkiye Gazetesi bürosunda Mahmut ağabeyi, Tercüman Gazetesinde Durdemir Ağabeyi vardı. Her ikisi de ilgili insanlardı. Daha çocuk yaşta sayılan bizlere vakit ayırıyor sohbet ediyorlardı. Biz gah gönüllü muhabir, gah ciddi bir şehir araştırmacısı oluyorduk. Bu iki gazetenin çıkarmış oldukları kendi adlarıyla anılan çocuk dergileri vardı. Bu dergileri ben daha çok Yenikapı'daki Nurhat Kitapevinden İsak abiden alıyordum. İsak abının kitapevi gazete bayiliği de yapıyordu. En beğenerek okuduğum 1001 isimli çizgi roman gazetesi idi. Gazeteyi Nurhat kitapevinin kapı önüne koyduğu tahta standında görmek ayrı bir sevinç idi.

Diğer günlük gazeteleri de takip ederdik. Hepsi aynı anda bayi ye gelmezdi. Bizim aldığımız gazeteler sanki hep geç kalırdı. Bazen birkaç defa Çırçır Hikmet yokuşundaki evimizden gelir boş dönerdim. En son geldiğimde " Geldi tükendi" denirdi. Hayal kırıklığı ile eli boş tutardım evin yolunu. Hergün gazetesinde baş sayfadan Necip Fazıl'ın çerçevelerini okurduk. O dönemin siyah beyaz Sabah gazetesi, Yeni İstanbul gazetesi, biraz renkli Ortadoğu gazetesi vardı. Tercüman ev aile gazetesi sayılırdı ve en çok satılan gazete idi. " İnci " ekini hanımlar okurdu. Arada bir haftalık çıkan dergiler alırdık. Sonra aylık çıkan dergileri de okumaya çalışırdık. Zamana göre çok pahalı sayılırdı. Yada bizim harçlıklarımız yetişmezdi onları düzenli almaya. Bu dergilerden en çok Mavera, Töre dergisi ilgimizi çekerdi. Haftalık Ses ve Hayat dergileri de şehrimizde azımsanmayacak bir okuyucu kitlesine sahipti. Mavera'ya yazı gönderir, mektuplar köşesinde Cahit abinin cevabını beklerdik. Bize de cevap verir miydi vermez miydi hatırlamıyorum ama bu mektupları dergide merakla ilgi ile heyecanla, coşkuyla okuduğumu çok iyi hatırlıyorum. Bizim harçlığımızı iki şey tüketirdi: Biri gazeteler, dergiler, kitaplar, diğeri sinemalardı.

O zamanlar Türkiye'de siyasetin, sağın solun en cafcaflı döneminde çocukluk ve gençlik yaşıyorduk. Fakat biz şanslı bir şehirde yaşıyorduk. Millet, bayrak ve memleket sevdasının yekvücut olduğu bir şehirdi Erzurum. Huzurlu idi, güvenli idi. Arada sırada meydana gelen hadiselerin şehrin ahengini bozmaya gücü yetmiyordu. Erzurum o dönemde de vatanın sarsılmaz bir kalesi idi.

Şimdi yeri gelmişken bir anımı buradan sizlerle paylaşmak istiyorum. İlimizde bir Gürpınar sineması vardı. Sinema binası halen ayaktadır. Yalnız bir mağazaya dönüştürülmüş durumdadır. 1970'li senelerin sonlarıydı. "Güneş Ne Zaman Doğacak " diye bir film gösterime girmişti. Filmin başrolünde Cüneyt Arkın oynuyordu. Milli duyguların ve o dönemlerin hislerinin yoğun olduğu bu filmde sinema günlerce tıklım tıklım doldu. Sinema önünde dahi kalabalık eksik olmadı. Film başlamadan çoğu gençlerden oluşan yüzlerce seyirci ayakta İstiklal Marşını okudu. Nefesler tutularak seyredilen filmin sonunda hep bir ağızdan söylenen "Çırpınırdı Karadeniz " caddeye taşan gür bir seda ile yankılanmıştı.

Nizamettin KORUCU

23.02.2016 - Erzurum

N

Nizamettin Korucu

İnşirah Sahaf Kurucusu, Erzurum

Benzer Blog Yazıları

10 Ağustos 2023·3 dk

Erzurum'un Köyleri

Geçtiğimiz yıl Çeşme 'ye ve Alaçatı köyüne gittik,i gezdik. 1989 senesinde Erzurum merkez ve ilçelerindeki birçok köye gittik. Bu sene yine Erzurum' un bir zamanlar mesire yeri olan Tuzcu köyüne, Poççik, Kavurma Çukuru, Söğütlü, Erinkar köylerini dolaştık. Dünya'nın birçok ülk...

Devamını Oku
3 Mayıs 2022·3 dk

ESKİ TÜRK FİLMLERİ

Eski Türk filmlerini seyreder misiniz? Mesela; Ediz Hun, Cüneyt Arkın, Kartal Tibet, İzzet Günay, Tarık Akan, Şener Şen, Kemal Sunal, Filiz Akın, Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Fatma Girik, Belgin Doruk filmlerini seyrettiniz mi? Çocukluğumun hastalığı bu filmleri bu günlerde y...

Devamını Oku
Sahaf Olmak Nasıl Bir Şey
21 Eylül 2021·5 dk

Sahaf Olmak Nasıl Bir Şey

Sahaf Olmak Nasıl Bir Şey

Devamını Oku

Blog

Nizamettin Korucu

İnşirah Sahaf ve Kitabevi sahibi. 1995'ten bu yana sahaf, aynı zamanda şair ve yazar.