İFTARLIK
İFTARLIK
Yediden yetmiş yediye küçük büyük herkesin önem verdiği bir âdetimizdir, iftarlık. Hediyeleşmenin en güzel bahanelerinden birine misaldir iftarlık. Şehrimizde iftarlık alınmasına veya verilmesine birçok vesile bulunmuştur. İsterseniz hatırımıza gelenleri sayalım:
Nişanlı geline damat tarafının gönderdiği iftarlık, ustanın çırağına iftarlığı, İş sahibinin personeline iftarlık vermesi, İki arkadaştan birinin diğerine iftarlık alması, kardeşin kardeşe, arkadaşın arkadaşa, babanın küçük çocuğuna iftarlık alması dır ki en önemlisi de budur bana göre. Çocuklar oruca ilk başladığı, orucu tam tuttuğu gün babasının omuzlarında sokak, sokak gezdirilir. O gün onun günüdür. Herkes onun nazıyla oynar. Sağlık yönünden meydana gelebilecek herhangi bir rahatsızlığa karşı da sürekli olarak gözlem altında tutulur. Mahalleli onu el üstünde tutar, severdi. Ramazanın iki önemli vaktinden biridir iftar. Bu vakte hazırlanmak lazımdır. İnsanların, dostların, büyüklerin aldıkları iftarlıklarla bu iş tamam olmaz. Bu sadece bir çerez kabilinden hediyedir, hediyeleşmedir. Ramazan yardımlaşması, dayanışmasının başlangıcıdır iftarlık almak. Kişiden kişiye, mevsimden mevsime göre değişir iftarlıklar. Yaz ve kış meyvelerinden bir adette, kiloyla da alınabilir. Bazen iftarlık yiyecek bir şey olmayabilir. Fakat bu az rastlanılan bir durumdur. Bu durumda İftarlık; mahana edilerek alınan bir hediyeye verilen isim olur sadece. Tabi iftarlık almanın yahut vermenin zamanı da vardır. Mesela gün içerisinde iftara bir iki saat, hatta birkaç dakika kalarak alınan iftarlıklar çok makbuldür. Gelin iftarlığı genellikle geciktirilmeden gün olarak ramazanın ortalarında gönderilir. Ustaların işçilerine iftarlık almasında ramazanın son haftası daha çok tercih edilir. Bazen ustalar, işverenler bu iftarlık işini biraz daha abartarak epeyce bir erzak desteğine dönüştürebilirler ki bu da şehrimizde yaygın bir davranıştır.
Birde iftara götürmek vardır. Bazen de zenginlerin zekât farizasını iftarlıkla birleştirdikleri de olur. Bu durumda iftarlık zekâta bir vesile, yol olur, hem alanı hem vereni manen rahatlatırdı. Şehrimizde iftar vakitlerinde iftarlık bizzat iftar sofrasında da verilebilirdi. Nasıl mı? Mesela evin reisi ya da büyüklerinden birisi tam iftar vakti dışarıda bekler, yolcu yahut garip birini gözlerdi. Dışarıda kalmış iftar edecek yeri olmayanı bu insanları evlere davet ederlerdi. Bu sebeple hali vakti yerinde olan evlerde mutlaka iki iftar sofrası kurulurdu. Dışarıdan iftara davet edilen kişi ikinci sofraya alınır, ev reisi de onunla beraber iftar ederdi. Böylece iftarlık alınmadan, önceden davet edilmeden iftar yemeği sunmak şehrimizin has insanın bir özelliğiydi.
İftar vakitleri genellikle camiden okunacak ezanla bilinirdi. Yahut ta kaleden atılan topla oruçlar açılırdı. İftar için her mahallenin meşhur bir çeşmesi vardı ve sular buralardan getirilirdi. İftar için sıcak yumurtalı susamlı pide olmalıydı. İftarlar umumiyetle yer sofrasında tahta diye tabir edilen yerden biraz yüksekçe yuvarlak masamsı şeyler üzerinde yapılırdı. Yaz, kış her evin değişmez üç çeşit iftar yemeği vardı. Ayran aşı, kıyma, kadayıf dolması. Bazı günler yaprak dolması, mercimekli bulgur pilavı bunlara eklenebilirdi. Mevsime göre yemekler pişirilirdi. Yaz ise sebze, kış ise bakliyat ağırlıklı yemekler pişerdi.
Erzurum ramazanın, orucun kıymetini bilmiş, kendine nimet olarak sunulan iftar vaktine güzel iftarlıklar hazırlamıştır. Erzurum'da iftar vakti başlı başına bir seremoni havasında geçerdi. İftariyelik birçok ürün dükkân raflarını ve vitrinlerini süslerdi. İftarlık almak bir gönül almaktı ve halen de bu adet devam edip gitmektedir.
Nizamettin Korucu
İnşirah Sahaf Kurucusu, Erzurum
