Blog
Sahaf Günlükleri19 Nisan 2016·4 dk okuma

Köşk'te Sünnet

Blog kapak görseli yüklenemedi.

Çırçır Mahallesinden Köşk'e Sünnet Yolculuğu

Çırçır Mahallesinden Köşk'e Sünnet Yolculuğu

Yıl 1967

Mahallede oynuyorum. Komşumuz İlhame abla ( Biz çocuklar kendisine " Bacı " diyoruz ) yanıma geliyor, elimden tutuyor anneme getiriyor beni. - "Kız Güllizar bizim Taner'i de alıp Nizoş'la beraber belediyenin sünnetine götüreceğim. Koca oğlan oldular, haydi bu işte aradan çıksın." Annem bacımın koca oğlan dediği beş yaşında bir çocuk olan bana şefkatle bir bakıyor, söyleyecek sözleri boğazında düğümleniyor, bir şey diyemiyor. Bacım bir elinde kendi oğlu Taner, diğer elinde beni tutarak Köşk'ün yolunu tutuyor.

Nüzhet Efendi Kökş'ü yaz aylarının ilk günlerinden birini yaşıyor. Köşkün içi ve bahçesi ana baba günü. Onlarca çocuk, anneleri, babaları, kardeşleri ile oradalar. Ne olup bittiğini tam anlamadan kendimi köşk'ün içinde önceden hazırlanmış iki kat sıralı ranzaların birinin üst katındaki yatakta buluyorum. Annem de yanıma gelmişti. Gururla, sevgiyle bana bakıyordu. İçerisi düğün yerine dönmüştü ama burada herkes ağlıyordu ne yazık ki. Bende çevremde ağlayan çocuklara bakıyordum. Durumdan anladım ki korkacak bir şey var. Analar telaşla, heyecanla çocuklarının elbiselerini çıkarıyorlar, yerine sadece uzun beyaz bir gömlek giydiriyorlardı. Aynı işleme bende tabi tutulmuştum tabi ki. Ne kadar utanıp sıkılmıştım. Buram buram ter döküyordum. Donup kalmıştım, ağlayamıyordum. Ağlayan çocukları birer birer kucakta dışarı çıkarıyorlar, birkaç dakika sonra bu sefer daha bir hıçkırıklarla geri dönüyorlardı. Sıranın bana geleceğini biliyordum artık.

Derken iri yapılı bir amca beni kollarımın altından tuttuğu gibi havalandırdı. Salonun dış kapı girişine adeta uçurdu. Solunda şimdi rengini unuttuğum önlüğü ile bir amca oturuyordu. Yanı yöresi küçük bir eczanenin tezgâhı gibi, ne ararsan vardı. - " Maşallah tam bir yiğit bu canım. Bak herife yahu. Nasılsın ne yapıyorsun küçük delikanlı " derken, canımın yandığını söz kalabalığında anladığımda iş işten çoktan geçmişti. Olan olmuştu. Her erkeğin ömrü boyunca uğraması mukadder olan bir duraktan geçmiştim bile. Sesli ağladım mı bilmiyorum. Lakin kurtulduğumun sevinci; korkuyu duymama fırsat bırakmamıştı.

Üst ranzadaki yatağıma yatırdılar beni. Salonda ağlama sesleri hızını kaybetmişti. Çocuklarının başucunda onlara hediyeler veren anneler, babalar, ağabeyler, ablalar dolmuştu. Herkesin rengârenk bir uçan balonu vardı. İpliklerle bağlı balonlar, kendilerini tutan minik ellerden kurtulup uçarak salonun tavanına yapışıyordu. Tavandaki balonlara bakıyorken bacım da bana bir balon getirdi. Benim balonum diğerlerinden biraz daha küçüktü. Karmaşık duygularla hüzün içinde balonumu kendi ellerimle salıvermiştim. Oda diğerlerinin yanına tavana yapışmıştı. İşte o zaman gözlerim yaşarmıştı, buruk bir halde balonuma bakıyordum.

Artık salonda kimseler kalmamıştı. Görevli bakıcıları saymazsak, biz çocuklar yalnız başımıza idik. O geceyi ilk pansumanla atlattık. Lakin pansuman kesimden daha acı bir işlemdi ki bayağı canımız yanmıştı. Bu sefer ağlamalarımıza gülerek karşılık vererek bizi oyalayan kimseler de yoktu, "Tavanda kuş bak " diyende.

O gecenin sabahı güzel bir Erzurum yazıydı. Bizi dışarı çıkardılar. Eliyle önlüğünü havada tuta, tuta yürüyen onlarca çocuktuk. Köşkün bahçesinde uzun betondan mı mermerden mi olduğunu tam hatırlayamadığım masalar vardı. Masaların etrafında küçük uzun bankolar vardı. Etli pilav tabakları sıra sıra dizilmişti. Yanında açık ekmek, ayran ve su vardı. Beş yaşında bir çocuk olarak hafızamın bana bugüne sakladığı kadarını ancak anlatabiliyorum. Sanırım iki gün bir gece sonra bizi tahliye ettiler. Annem yanımda idi ve dünya benimdi. Yürüyerek Köşkün karayollarına bakan cümle kapısına gelmiştik. Onlarca fayton tek sıra halinde yolun kenarında dizilmişti. Faytonlara düzenli olarak bindirildik. Faytoncunun kamçısı şefkatle şaklamıştı çift koşulu atların üzerinde. Konvoy halinde tek sıra yolculuk başlamıştı. Faytonların birinde davul zurna çalıyordu. Hepsi süslenmişti. Belediye bize faytonla şehir turu attırıyordu. Müthiş bir şölendi. Çok eğleniyordum. Neşeden yerimde duramıyor, faytoncu amcaya sorular soruyordum. Babam dayanamamış faytoncuya" Çocuktur kusuruna bakma, başını ağrıtıyor" demişti. Faytoncu " Yok ağabeyi değme konuşsun böyle daha iyi oluyor. "

O zamanlar Palandöken hastanesi yoktu. Paşalardan, fidanlığın önünden havuz başına faytonların havalı lastik kornaları eşliğinde indik. Hastaneler caddesinden, Gez mahallesine, oradan Gürcükapıya çıkmış, Gürcükapıdan Tebrizkapıya gelmiştik.

Şehir, şehirdi. Şehir sakindi. Şehir güzeldi. Şehir yeşildi. Yeşil güzeldi. Biz şendik. Sade, sessiz başlayan sünnet maceramız muhteşem bir şölene dönüşmüştü ve bitmişti. Gözümde kalan, gönlümde de kalmıştı.

Nizamettin KORUCU / Erzurum / 19 Nisan 2016

N

Nizamettin Korucu

İnşirah Sahaf Kurucusu, Erzurum

Benzer Blog Yazıları

10 Ağustos 2023·3 dk

Erzurum'un Köyleri

Geçtiğimiz yıl Çeşme 'ye ve Alaçatı köyüne gittik,i gezdik. 1989 senesinde Erzurum merkez ve ilçelerindeki birçok köye gittik. Bu sene yine Erzurum' un bir zamanlar mesire yeri olan Tuzcu köyüne, Poççik, Kavurma Çukuru, Söğütlü, Erinkar köylerini dolaştık. Dünya'nın birçok ülk...

Devamını Oku
3 Mayıs 2022·3 dk

ESKİ TÜRK FİLMLERİ

Eski Türk filmlerini seyreder misiniz? Mesela; Ediz Hun, Cüneyt Arkın, Kartal Tibet, İzzet Günay, Tarık Akan, Şener Şen, Kemal Sunal, Filiz Akın, Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Fatma Girik, Belgin Doruk filmlerini seyrettiniz mi? Çocukluğumun hastalığı bu filmleri bu günlerde y...

Devamını Oku
Sahaf Olmak Nasıl Bir Şey
21 Eylül 2021·5 dk

Sahaf Olmak Nasıl Bir Şey

Sahaf Olmak Nasıl Bir Şey

Devamını Oku

Blog

Nizamettin Korucu

İnşirah Sahaf ve Kitabevi sahibi. 1995'ten bu yana sahaf, aynı zamanda şair ve yazar.