TİCARET LİSESİ
TİCARET LİSESİ
Yıl 1978 Avukat Tahsin TELLİ'nin yanında katip ( yazıcı ) olarak çalışıyorum. Atatürk lisesinin birinci sınıfından ayrılmış burada işe girmiştim. Allah'ın hikmeti 1950'li yıllarda babamda Tahsin Beyin babası Faruk Beyin fırıncı dükkânında çalışmış.Tahsin amca benim okumamı istiyordu. Ticaret lisesine kaydımı yaptırdı. "- Okulu bitirince seni Adliyeye kâtip koyarız " demişti. Artık Ticaret lisesi gözümde dünyanın en büyük akademisi gibiydi. Okullar açılmadan hayaller kuruyordum. Heyecanlı idim. Günleri iple çekiyordum. Derken okullar açıldı. Ticaret lisesinin şimdiki Menderes caddesindeki yerinde okulun bahçesinde toplanmıştık. Okul hala eski yerindedir. Bu arada Ticaret lisesinin eski yerinin tarihi bir bina olarak Sanayi Mektebi olduğunu belirtmek istiyorum. Sanayi Mektebinden günümüze geriye kalan sadece taş zemin duvarlarıdır. O yıllarda ve önceki yıllarda Ticaret Lisesi Şehrin iki önemli lisesinden biriydi. Okulun ilk günlerinde dersimize gelen muhasebe hocası Mehmet Şerif AYTEKİN " - Bu okulu hakkı ile okursanız hepiniz iş güç sahibi olabilirsiniz. En azından bir muhasebe bürosu açabilirsiniz. " demişti. Biz mezun olduktan yaklaşık yedi yıl sonra 1989 senesinde Serbest Muhasebecilik ve Mali Müşavirlik üzerine yeni bir yasal düzenleme yapıldı. O güne kadar Muhasebeciliğe atılanların, büro açabilenlerin hakkı korundu, Muhasebeci kabul edildiler. Ondan sonrakilerin işi artık uzun bir maratondan geçiyordu ve iş artık bir hayli zordu. Memurluk kurumların kendi açtıkları yazılı sınavlarla oluyordu. Yazılıyı geçenler mülakata tabi tutuluyordu. Askerden gelmiş Adliye'nin yazılı ve sözlü mülakatını başarı ile kazanmıştım. Lakin iş başı etmemiş, memurluğa başlamamıştım.
Ticaret lisesinin en önemli özelliği güzel yazı yazan insanlar yetiştirmesiydi. Çünkü o zamanlar defterler dolmakalemle tutuluyordu, elle yazılıyordu. Muhasebeci olacak kişinin de yazısı en azından oldukça okunaklı olmalıydı ve göze hitap etmeliydi. Birinci sınıftan sonra Fen ve Muhasebe Bölümleri birbirinden ayrıldı. Ben muhasebe bölümünde kaldım. O yıllarda üniversiteye hazırlanma, üniversite okuma biz Ticaret lisesi öğrencilerinin önceliği değildi. Biz memur yada muhasebeci olacaktık. Çünkü Devlet memuru olmak için Lise mezunu olmak yetiyordu. Çocukluğumdan beri sosyal derslere daha istidatlı eğilimli idim. Bu sebeple edebiyat, tarih, coğrafya, turizm, milli güvenlik derslerinden çok başarılı idim. Meslek derslerinden daktilografi de avukat yazıcısı olarak bir hayli pratiğim olduğu için övünmek gibi olmasın üstüme yoktu diyebilirim. Daktiloda klavyeye bakmadan neredeyse sıfır hata ile on parmak hızlı yazabiliyordum. Daktilografi hocamız Abdullah Kayıhan Beydi. İkinci olarak en çok başarılı olduğum derste Milli Güvenlik ti. Binbaşı rütbeli komutan dersimize geliyordu. Komutan sınıfa girince " Dikkat ' i ben çekiyordum. Öylesine gür ve tok bir sesle " Dikkat " diye bağırıyordum ki; sanırım bütün okul çınlıyordu. Daktilografi ve Milli Güvenlik derslerim 10'du. Turizm dersinde bir öğrenciden çok bir öğretmen gibi çalışıyor olacaktım ki ders anlatma, konu işleme de bütün sınıfı sıkıntıdan kurtarıyordum diyebilirim.
1980 öncesi hızlı ve karışık siyasi dönemler olmasına rağmen okulumuz sakin bir eğitim yuvasıydı. Bütün hocalarımız yüksek disiplinliydi. Matematik derslerimize Alparslan Bey ve Nesil Namdaroğlu Bey giriyordu. Muhasebe dersimize Mehmet Şerif Aytekin Bey, Baki Karaca Bey ve Hatem Karadutlu Bey geliyordu. Beden eğitim dersimize Selahattin Öğdüm Bey geliyordu. En genç ve en yakışıklı hocamız oydu diyebilirim. Yaşı yaşımıza en yakın hocamız Selahattin Bey; bütünüyle Beden eğitim dersinin hakkını veriyordu. Maliye öğretmenimiz Necati ÜÇDAL Bey'di. Necati hoca az ve öz konuşur, ciddi, efendi, saygı uyandıran, adil bir öğretmendi. Vehbi Yıldız tarih hocamızdı. Çok hoş bir anlatımı vardı. Konuyu işlerken adeta yaşıyor ve biz öğrencilere yaşatıyordu. 1980'den sonra okul müdürümüz Gönül Hanım olmuştu. Sert bir asker hanımıydı. Edebiyat dersimize yine genç bir öğretmen olan Edibe Özşamlı giriyordu. Almanca dersimizi Münir Bingöl Hoca işliyordu. Ömrümde gördüğüm en güzel yazı yazan ve en ince duygulu bir öğretmendi. Bütün öğrencilerin derdi ile dertlenir, bizim için üzülürdü. Bir gün " - Arkadaşlar ders dışında da her zaman hizmetinizdeyim. Almancayı öğrenmek isteyen çekinmesin, gelsin. Hiçbir şey beklemeden öğreteceğim, babalarınızın sizinle koltukları kabarması lazım " demişti. Tabi bir talipli çıktı mı doğrusu hatırlamıyorum.
Avukat yanında çalışan biri olarak sınıfta hali, kıyafeti ve konuşmasıyla seçiliyordum. Bunları bir övgü olsun diye yazmadığımı lütfen dikkate alınız. Öyle ki; Arka sıralarda oturan Ahmet Ruşen ( Şimdiki İl Kültür Müdür Yardımcımız ) yanıma gelmiş; " Nizamettin sınıfta şöyle bir gözlem yaptım. Yanına oturacağım arkadaşım olarak seni seçmeye karar verdim " demişti. Bende ziyadesi ile memnun ve mutlu olmuştum tabi. Bizim sınıf 4 D şubesi idi. Biraz haşarı, biraz sesli, gürültülü bir sınıf olmamız hasebi ile bize diğer sınıflar dört deliler diyorlardı.
Nizamettin KORUCU
4 Haziran 2016 - Erzurum
Nizamettin Korucu
İnşirah Sahaf Kurucusu, Erzurum
